| Advanced Stats | | Newest Replies | Newest Threads | Newest Members | | | |
|
Şiir Çevirileri
|
| Yazar |
Mesaj |
FoX
WebmasteR- X
      
Mesajlar: 735
Grup: Administrators
Katılım: Feb 2007
Durum:
Çevrimdışı
Reputation: 12
|
RE: Şiir Çevirileri
Hikaye
Senin dudakların pembe
Ellerin beyaz,
Al tut ellerimi bebek
Tut biraz!
Benim doğduðum köylerde
Ceviz ağaçları yoktu,
Ben bu yüzden serinliğe hasretim
Okşa biraz!
Benim doğduğum köylerde
Buğday tarlaları yoktu,
Dağıt saçlarını bebek
Savur biraz!
Benim doğduğum köyleri
Akşamları eşkiyalar basardı.
Ben bu yüzden yalnızlığı hiç sevmem
Konuş biraz!
Benim doğduğum köylerde
Kuzey rüzgarları eserdi,
Ve bu yüzden dudaklarım çatlaktır
Öp biraz!
Sen Türkiye gibi aydınlık ve güzelsin!
Benim doğduğum köyler de güzeldi,
Sen de anlat doğduğun yerleri,
Anlat biraz!
Cahit Kulebi
-----------------------------------
Song
Your lips are red
Your hands are white
Take my hands, child,
Hold them a while.
In the village where I was born
There were no walnut trees
That's why I yearn for coolness
Fondle me a while.
In the village where I was born
There were no cornfields
So scatter your hair child
Flaunt it a while.
In the village where I was born
The north winds blew
That's why my lips are cracked
Kiss them a while
In the village where I was born
Bandits struck by night
That's why I hate to be alone
Speak with me a while
In the village where I was born
Men did not know how to laugh
That's why I'm still so unhappy
Make me laugh a while
You are light and beauty, like my country
The village where I was born was beautiful too
Now tell me of the place where you were born
Tell me a while.
Cahit Kulebi
Translated by Bernard Lewis
Bilmediklerimi ayağımın altına alsaydım, başım göğe değerdi.
|
|
| 22-12-2007 06:38 PM |
|
 |
FoX
WebmasteR- X
      
Mesajlar: 735
Grup: Administrators
Katılım: Feb 2007
Durum:
Çevrimdışı
Reputation: 12
|
RE: Şiir Çevirileri
Otuz Beş Yaş
Yaş otuz beş! yolun yarısı eder.
Dante gibi ortasındayız ömrün.
Delikanlı çağımızdaki cevher,
Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,
Gözünün yaşına bakmadan gider.
Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?
Benim mi Allahım bu çizgili yüz?
Ya gözler altındaki mor halkalar?
Neden böyle düşman görünürsünüz,
Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?
Zamanla nasıl değişiyor insan!
Hangi resmime baksam ben değilim.
Nerde o günler, o şevk, o heyecan?
Bu güler yüzlü adam ben değilim;
Yalandır kaygısız olduğum yalan.
Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız;
Hatırası bile yabancı gelir.
Hayata beraber başladığımız,
Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir;
Gittikçe artıyor yalnızlığımız.
Gökyüzünün başka rengi de varmış!
Geç farkettim taşın sert olduğunu.
Su insanı boğar, ateş yakarmış!
Her doğan günün bir dert olduğunu,
Insan bu yaşa gelince anlarmış.
Ayva sarı nar kırmızı sonbahar!
Her yıl biraz daha benimsediğim.
Ne dönüp duruyor havada kuşlar?
Nerden çıktı bu cenaze? ölen kim?
Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar?
Neylersin ölüm herkesin başında.
Uyudun uyanamadın olacak.
Kimbilir nerde, nasıl, kaç yaşında?
Bir namazlık saltanatın olacak,
Taht misali o musalla taşında.
Cahit Sıtkı Tarancı
---
Age Thirty-Five
The age is thirty-five! Half of the way!
We're in the middle of life like a Dante.
The fire we felt at the time of our youth,
When complaining is no use any longer,
Goes out without caring about tears.
Did it snow on my temples or what's this?
God, this wrinkled face belongs to me?
Or those purple bulges beneath my eyes?
Why did you become enemy to me,
Oh the mirrors I knew as friends for years.
How the man changes with time!
The man at those pictures is not me.
Oh those days, my desires, and excitement!
This cheerful man is not me.
That I lack of troubles is but a lie.
My first love like only a dream,
Is now strange even as a memory.
Our ways separated, one by one;
With the friends we began our lives,
My loneliness gradually increases.
There was also another colour of sky!
I recognized a stone hard so late.
Water would drown man, fire would burn!
Everyday, rising, is a trouble,
One understands when he comes to this age.
Quince's yellow, pomegranate's red autumns!
Which I accept a little further each year.
Why are the birds still circling around at sky?
Why is this funeral? Who died again?
How many such gardens did I see topsy-turvy?
What can you do, death comes to all us.
You fall asleep; and you don't wake up.
Who knows, where, how, at what age?
You will have a single prayer long sovereignty,
By the grave stone as if it was your throne.
Cahit Sıtkı Tarancı
Bilmediklerimi ayağımın altına alsaydım, başım göğe değerdi.
|
|
| 22-12-2007 06:40 PM |
|
 |
ELT
Co-Admin
      
Mesajlar: 16
Grup: Co-Admin
Katılım: Dec 2007
Durum:
Çevrimdışı
Reputation: 0
|
RE: Şiir Çevirileri
CEVİZ AĞACI
Başım kopuk kopuk bulut, içim dışım deniz,
Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane parkında,
Budak budak, serham serham ihtiyar bir ceviz.
Ne sen bunun farkındasin, ne polis farkında.
Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane parkında,
Yapraklarım suda balık gibi kıvıl kıvıl.
Yapraklarım ipek mendil gibi tiril tiril.
Koparıver, gözlerinin, gülüm, yaşını sil
Yapraklarım ellerimdir tam yüz bin elim var,
Yüz bin elle dokunurum sana, İstanbul'a.
Yapraklarım gözlerimdir. Şaşarak bakarım.
Yüz bin gözle seyrederim seni, İstanbul'u.
Yüz bin yürek gibi çarpar, çarpar yapraklarım.
Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane parkında,
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.
=====================
WALNUT TREE
My head foaming clouds, sea inside me and out
I am a walnut tree in Gulhane Park
an old walnut, knot by knot, shred by shred
Neither you are aware of this, nor the police
I am a walnut tree in Gulhane Park
My leaves are nimble, nimble like fish in water
My leaves are sheer, sheer like a silk handkerchief
pick, wipe, my rose, the tear from your eyes
My leaves are my hands, I have one hundred thousand
I touch you with one hundred thousand hands, I touch Istanbul
My leaves are my eyes, I look in amazement
I watch you with one hundred thousand eyes, I watch Istanbul
Like one hundred thousand hearts, beat, beat my leaves
I am a walnut tree in Gulhane Park
neither you are aware of this, nor the police
Nazım HİKMET
Expecting the world to treat you fairly
because you are a good person
is a little like expecting the bull not to attack you
because you are a vegetarian.
|
|
| 22-12-2007 06:46 PM |
|
 |
|
|
|