| Advanced Stats | | Newest Replies | Newest Threads | Newest Members | | | |
|
Şiir Çevirileri
|
| Yazar |
Mesaj |
FoX
WebmasteR- X
      
Mesajlar: 735
Grup: Administrators
Katılım: Feb 2007
Durum:
Çevrimdışı
Reputation: 12
|
Şiir Çevirileri
Bu başlık altında şiir çevirilerini (poem translation) paylaşabiliriz arkadaşlar...
Kaldırımlar - Necip Fazıl Kısakürek
Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında,
Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum.
Yolumun karanlığa karışan noktasında
Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum.
Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık,
Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar.
Bu gece yarısında iki kişi uyanık:
Biri benim, biri de uzayan kaldırımlar.
İçimde damla damla bir korku birikiyor,
Sanıyorum her sokak başını kesmiş devler.
Simsiyah camlarını üzerime dikiyor
Gözleri çıkarılmış bir ama gibi evler.
Kaldırımlar, ıstırap çekenlerin annesi,
Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır.
Kaldırımlar, duyulur ses kesilince sesi,
Kaldırımlar, içimde uzayan bir lisandır.
Bana düşmez can vermek bir kucakta,
Ben bu kaldırımların istediği çocuğum.
Aman, sabah olmasın bu karanlık sokakta,
Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum.
Ben gideyim yol gitsin, ben gideyim yol gitsin,
İki yanımdan aksın bir sel gibi fenerler.
Tak... tak... ayak sesimi aç köpekler işitsin.
Yolumun takı olsun zulmetten taş kemerler.
Ne ışıkta gezeyim, ne göze görüneyim,
Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları.
Islak bir yorgan gibi iyice bürüneyim,
Örtün, üstüme örtün, serin karanlıkları.
Uzanıverse gövdem taşlara boydan boya,
Alsa bu soğuk taşlar alnımdaki ateşi.
Dalıp sokaklar kadar esrarlı bir uykuya
Ölse kaldırımların kara sevdalı eşi.
--
Sidewalks by Necip Fazil Kisakürek
I'm in the street, in a street all lonely
Walking, walking and never looking back
At the point my path is mingled with the black
I seem to see a phantom wait for me
Ashen clouds overcast the darkling sky
Lightening bolts seek the chimneys of homes
In this midnight only two who sleepless roam
I here am one and there the sidewalks lie
Drop by drop a terror collects in me
At the head of every street the demons wait
The houses fix their gaze, dark black and great,
On me, like blindmen with their eyes ripped free
The sidewalks, mother to the suffering
Sidewalks, the person who has lived in me
Sidewalks, sound heard when all sounds cease to be
Sidewalks, a language within me lingering
I'll not give up life in a soft embrace
I am the child nursed at this sidewalk's breast
Please let no morning on this dark street rest
On this dark street let me ever run my race
Let me go on and the road, let us not stay
Let the lamps flow past me like a flood
Let hungry dogs hear the click-clack of my tread
Let there be an arch, vaulted in gloom, on my way
Let the daytimes be yours, give me darknesses
Let me not walk in light nor to eyes appear
As in a damp quilt let me wrap myself here
Cover me, cover me in their cool darknesses
If my body, full-length on these stones could lie
If these cold stones would draw the fever from my brow
Like these streets plunging into uncanny drowse
If only the sidewalks' melancholy mate would die
Necip Fazıl Kısakürek
Translated by Walter G. Andrews
Bilmediklerimi ayağımın altına alsaydım, başım göğe değerdi.
|
|
| 22-12-2007 06:14 PM |
|
 |
ELT
Co-Admin
      
Mesajlar: 16
Grup: Co-Admin
Katılım: Dec 2007
Durum:
Çevrimdışı
Reputation: 0
|
RE: Şiir Çevirileri
Yaşamaya Dair (About Living by Nazim Hikmet)
1
Yasamak sakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yasayacaksin
bir sincap gibi mesela,
yani, yasamanin disinda ve ötesinde hiçbir sey beklemeden,
yani bütün isin gücün yasamak olacak.
Yasamayi ciddiye alacaksin,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kollarin bagli arkadan, sirtin duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleginle bir laboratuvarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmedigin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamisken,
hem de en güzel en gerçek seyin
yasamak oldugunu bildigin halde.
Yani, öylesine ciddiye alacaksin ki yasamayi,
yetmisinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalir diye degil,
ölmekten korktugun halde ölüme inanmadigin için,
yasamak yani agir bastigindan.
1947
I
Living is no laughing matter:
you must live with great seriousness
like a squirrel, for example-
I mean without looking for something beyond and above living,
I mean living must be your whole occupation.
Living is no laughing matter:
you must take it seriously,
so much so and to such a degree
that, for example, your hands tied behind your back,
your back to the wall,
or else in a laboratory
in your white coat and safety glasses,
you can die for people-
even for people whose faces you've never seen,
even though you know living
is the most real, the most beautiful thing.
I mean, you must take living so seriously
that even at seventy, for example, you'll plant olive trees-
and not for your children, either,
but because although you fear death you don't believe it,
because living, I mean, weighs heavier.
====================
2
Diyelim ki, agir ameliyatlik hastayiz,
yani, beyaz masadan,
bir daha kalkmamak ihtimali de var.
Duymamak mümkün degilse de biraz erken gitmenin kederini
biz yine de gülecegiz anlatilan Bektasi fikrasina,
hava yagmurlu mu, diye bakacagiz pencereden,
yahut da sabirsizlikla bekleyecegiz
en son ajans haberlerini.
Diyelim ki, dövüsülmeye deger bir seyler için,
diyelim ki, cephedeyiz.
Daha orda ilk hücumda, daha o gün
yüzükoyun kapaklanip ölmek de mümkün.
Tuhaf bir hinçla bilecegiz bunu,
fakat yine de çildirasiya merak edecegiz
belki yillarca sürecek olan savasin sonunu.
Diyelim ki hapisteyiz,
yasimiz da elliye yakin,
daha da on sekiz sene olsun açilmasina demir kapinin.
Yine de disariyla birlikte yasayacagiz,
insanlari, hayvanlari, kavgasi ve rüzgariyla
yani, duvarin ardindaki disariyla.
Yani, nasil ve nerede olursak olalim
hiç ölünmeyecekmis gibi yasanacak...
1948
II
Let's say you're seriously ill, need surgery -
which is to say we might not get
from the white table.
Even though it's impossible not to feel sad
about going a little too soon,
we'll still laugh at the jokes being told,
we'll look out the window to see it's raining,
or still wait anxiously
for the latest newscast ...
Let's say we're at the front-
for something worth fighting for, say.
There, in the first offensive, on that very day,
we might fall on our face, dead.
We'll know this with a curious anger,
but we'll still worry ourselves to death
about the outcome of the war, which could last years.
Let's say we're in prison
and close to fifty,
and we have eighteen more years, say,
before the iron doors will open.
We'll still live with the outside,
with its people and animals, struggle and wind-
I mean with the outside beyond the walls.
I mean, however and wherever we are,
we must live as if we will never die.
======================
3
Bu dünya soguyacak,
yildizlarin arasinda bir yildiz,
hem de en ufaciklarindan,
mavi kadifede bir yaldiz zerresi yani,
yani bu koskocaman dünyamiz.
Bu dünya soguyacak günün birinde,
hatta bir buz yigini
yahut ölü bir bulut gibi de degil,
bos bir ceviz gibi yuvarlanacak
zifiri karanlikta uçsuz bucaksiz.
Simdiden çekilecek acisi bunun,
duyulacak mahzunlugu simdiden.
Böylesine sevilecek bu dünya
"Yasadim" diyebilmen için...
Nazim Hikmet
Subat 1948
III
This earth will grow cold,
a star among stars
and one of the smallest,
a gilded mote on blue velvet-
I mean this, our great earth.
This earth will grow cold one day,
not like a block of ice
or a dead cloud even
but like an empty walnut it will roll along
in pitch-black space ...
You must grieve for this right now
-you have to feel this sorrow now-
for the world must be loved this much
if you're going to say ``I lived'' ...
Nazim Hikmet
February, 1948
Expecting the world to treat you fairly
because you are a good person
is a little like expecting the bull not to attack you
because you are a vegetarian.
|
|
| 22-12-2007 06:19 PM |
|
 |
ELT
Co-Admin
      
Mesajlar: 16
Grup: Co-Admin
Katılım: Dec 2007
Durum:
Çevrimdışı
Reputation: 0
|
RE: Şiir Çevirileri
Anlatamıyorum
Ağlasam sesimi duyar mısınız,
Mısralarımda;
Dokunabilir misiniz,
Gözyaşlarıma, ellerinizle?
Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
Kelimelerinse kifayetsiz olduðunu
Bu derde düşmeden önce.
Bir yer var, biliyorum;
Her şeyi söylemek mümkün;
Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
Analatamıyorum...
Orhan Veli Kanık
====================
I Can't Tell
If I cry, can you hear my voice,
In my lines;
Can you touch,
My tears, with your hands?
I didn't know that songs were this beautiful,
Whereas words were this insufficient
Before I had this trouble.
There is a place, I know;
It is possible to say everything;
I am pretty close, I can feel;
I can't tell.
Orhan Veli Kanik
Expecting the world to treat you fairly
because you are a good person
is a little like expecting the bull not to attack you
because you are a vegetarian.
|
|
| 22-12-2007 06:21 PM |
|
 |
ELT
Co-Admin
      
Mesajlar: 16
Grup: Co-Admin
Katılım: Dec 2007
Durum:
Çevrimdışı
Reputation: 0
|
RE: Şiir Çevirileri
İstanbul'u Dinliyorum
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Önce hafiften bir rüzgar esiyor;
Yavaş yavaş sallanıyor
Uzaklarda, çok uzaklarda
Sucuların hiç durmayan çıngırakları;
İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı.
İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı;
Kuşlar geçiyor derken
Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık;
Ağlar çekiliyor dalyanlarda; Bir kadının suya değiyor ayakları;
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Serin serin Kapalıçarşı,
Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa
Güvercin dolu avlular,
Çekiç sesleri geliyor doklardan
Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları;
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı
Başımda eski alemlerin sarhoşluğu,
Loş kayıkhaneleriyle bir yalı
Dinmiş lodosların uğultusu içinde.
İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı.
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir yosma geçiyor kaldırımdan.
Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar.
Bir şey düşüyor elinden yere;
Bir gül olmalı.
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir kuş çırpınıyor eteklerinde.
Alnın sıcak mı, değil mi biliyorum;
Dudakların ıslak mı değil mi, biliyorum;
Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından
Kalbinin vuruşundan anlıyorum;
İstanbul’u dinliyorum.
Orhan Veli KANIK
============================
I am Listening to Istanbul
I am listening to Istanbul, intent, my eyes closed;
At first there blows a gentle breeze
And the leaves on the trees
Softly flutter or sway;
Out there, far away,
The bells of water carriers incessantly ring;
I am listening to Istanbul, intent, my eyes closed.
I am listening to Istanbul, intent, my eyes closed;
Then suddenly birds fly by,
Flocks of birds, high up, in a hue and cry
While nets are drawn in the fishing grounds
And a woman's feet begin to dabble in the water.
I am listening to Istanbul, intent, my eyes closed.
I am listening to Istanbul, intent, my eyes closed.
The Grand Bazaar is serene and cool,
A hubbub at the hub of the market,
Mosque yards are brimful of pigeons,
At the docks while hammers bang and clang
Spring winds bear the smell of sweat;
I am listening to Istanbul, intent, my eyes closed.
I am listening to Istanbul, intent, my eyes closed;
Still giddy since bygone bacchanals,
A seaside mansion with dingy boathouses is fast asleep,
Amid the din and drone of southern winds, reposed,
I am listening to Istanbul, intent, my eyes closed.
I am listening to Istanbul, intent, my eyes closed.
Now a dainty girl walks by on the sidewalk:
Cusswords, tunes and songs, malapert remarks;
Something falls on the ground out of her hand,
It's a rose I guess.
I am listening to Istanbul, intent, my eyes closed.
I am listening to Istanbul, intent, my eyes closed;
A bird flutters round your skirt;
I know your brow is moist with sweat
And your lips are wet.
A silver moon rises beyond the pine trees:
I can sense it all in your heart's throbbing.
I am listening to Istanbul, intent, my eyes
Orhan Veli Kanik
Expecting the world to treat you fairly
because you are a good person
is a little like expecting the bull not to attack you
because you are a vegetarian.
|
|
| 22-12-2007 06:22 PM |
|
 |
ELT
Co-Admin
      
Mesajlar: 16
Grup: Co-Admin
Katılım: Dec 2007
Durum:
Çevrimdışı
Reputation: 0
|
RE: Şiir Çevirileri
DAVET
Dörtnala gelip Uzak Asya'dan
Akdenize bir kisrak basi gibi uzanan
Bu memleket bizim!
Bilekler kan içinde, disler kenetli
ayaklar çiplak
Ve ipek bir haliya benzeyen toprak
Bu cehennem, bu cennet bizim!
Kapansin el kapilari bir daha açilmasin
Yok edin insanin insana kullugunu
Bu davet bizim!
Yasamak bir agaç gibi tek ve hür
Ve bir orman gibi kardesçesine
Bu hasret bizim!
Nazim Hikmet
========================
PLEA
This country shaped like the head of a mare
Coming full gallop from far off Asia
To stretch into the Mediterranean
THIS COUNTRY IS OURS.
Bloody wrists, clenched teeth
bare feet,
Land like a precious silk carpet
THIS HELL, THIS PARADISE IS OURS.
Let the doors be shut that belong to others
Let them never open again
Do away with the enslaving of man by man
THIS PLEA IS OURS.
To live! Like a tree alone and free
Like a forest in brotherhood
THIS YEARNING IS OURS.
Nazim Hikmet
(1902-1963)
Expecting the world to treat you fairly
because you are a good person
is a little like expecting the bull not to attack you
because you are a vegetarian.
|
|
| 22-12-2007 06:24 PM |
|
 |
|
|
|